KAPILAR
Uzayıp
giden sonsuz karanlıkta önce bir kadın belirdi, yüzü aydınlık. Ardından da bir
kapı, olanca kasveti ve ağırlığı. Savrulan saçları kadının, motif oymalarıyla
tahta kapının, sanki dans ediyordu uzayıp giden sonsuz karanlıkta.
Birden
dans durdu. Yüzünü kapıya çevirdi kadın, eli de kapının koluna gitti, pirinçten
dökme koluna. Elleri sıkıca kavradı kapının kolunu. Hafifçe çevirdi ve kolayca
açıldı kapı. Kadın bir odanın içinde buldu kendisini, kırk mumluk bir ampul ile
aydınlanan, daracık bir odanın. Eşyalar vardı. Eski, nemli, kokan bit pazarı
eşyaları. Bir dolap, yanında yığılmış yorgan yataklar. Bir masa, çevresinde
tahta sandalyeler. Sonra bir baba, sert, beli bükülmüş, inadına çirkin, inadına
aksi. Yanında bir anne, yaşlı, ağlamaklı, yumuşacık, inadına ezik, inadına
küskün. Ve de bir sürü kardeş, hani it sürüsü olanlarından.
Baba
öfkeliydi, bağırıyordu durmadan. "şunu yapma, bunu yap. Yoksa kırarım
bacaklarını". Kusuyordu bütün kinini ve ekliyordu "Benim evimde ancak
benim dediğim olur". Öfkesi kadınaydı. Anne çaresiz, onaylıyordu nefret
bile ettiği hayat ortağını. Annenin öfkesi de bir dilimle hayat ortağı olduğu
kocasına. Korku kokuyordu odanın içi. Kadın bunaldı, daraldı.
KokmuÅŸ
odanın içinde birden bir kapı belirdi. Dümdüz bir kapı. Penceresiz, sade,
metal, üşüten ama sıcak bir kapı. Kadın kurtulmak için odadan, yapıştı metal
kapının koluna. Baba bir yandan odanın içinde dolanıyor, diğer yandan da
küfürler savurmaya devam ediyordu. Kokuşmuş odanın kokusu daha bir keskin
kokuyordu.
Kadının
eli kapının koluna değer değmez kapı açıldı. Bu sefer de bir başka odanın
içinde buldu kadın kendini. Odanın içinde bir yatak vardı, her şeyiyle yeni.
Bir masa vardı, gıcır boyalı. Ve sandalyeler kadife kaplamalı. Önce üzerinde
bir gelinlik belirdi, kar gibi ak. Karşısında da bir adam, üstünde gece gibi
karanlık. Sonra adam eliyle yatağı gösterdi. Bağırıyordu, "Yat! Yat hadi,
yat diyorum sana". Adam öfkeliydi öç alıyordu. Sonra bir çocuk belirdi
yatağın yanı başında. Bir çocuk daha ve bir çocuk daha. Ardından üstündeki
gelinlik kirlendi ve ortadan kayboldu. GelinliÄŸin yerini eski, solmuÅŸ, garip
bir elbise aldı. Karnı ha bire şişiyordu kadının. Sonra bir çocuk daha belirdi
diğer çocukların yanında. Bir daha ve bir daha. Çocuklar odanın içinde koşmaya
başladılar, sağa sola koşuyor, birbirlerine çarpıyor, düşüyor, kalkıyor,
koşuşturmaya devam ediyorlardı.
Odanın ortasında adam ve koşuşan çocuklar. Kadın
çocukların koşuşturmalarından, çığlıklarından, bağrışmalarından rahatsız
olmuştu. Kadın bunaldı, daraldı.
Adam
sigara üstüne sigara yakıyordu. Oda sigara dumanıyla doldu, kokmaya başlamıştı.
Korku kokuyordu ortalık. Adam odada bir o yana bir bu yana dolanıyor ve durmadan
bağırıyor ve küfürler ediyordu. Emirler yağdırıyor "onu yapma, bunu yap.
Yoksa kırarım kemiklerini" ve ekliyordu "Benim evimde ancak benim
dediğim olur". Adam kusuyordu bütün kinini. Çocuklar dur durak dinlemeden
bağırıyor, çağırıyor ve ağlıyorlardı. Adamın bir elinde sigara, diğerinde
elinde kadeh söylenmeye devam ediyordu. Oda artık tamamen kokmuştu. Burun
direkleri kıracak kadar güçlü bir koku. İşte tam o anda yine ve yeni bir kapı
daha çıktı karşısına.
Kadının
eli bir kez daha kapının koluna gitti. Bu seferki kapı biraz eski, çirkin,
boyaları yer yer dökülmüş bir kapı. Zorlamasız açıldı kapı, diğerleri gibi. Ve
kadın aynı odanın içinde buldu kendini. Oda eskimiş, yaşlanmıştı. Eşyalar yerli
yerinde ama çocuklar ortada yoktu. Bir süre havalandırılmış oda da pis bir
sessizlik vardı. Sessizliği ara sıra bozan tek şey adamın vızıltıları,
öksürmeleri ve iç çekmeleriydi. Odanın dört bir yanı aile fotoğraflarıyla
kaplıydı adeta. Oda sarıya kesilmiş her şey kirli bir sarıdan nasibini almıştı.
Yaşlı adamın bir elinde külü yarılanmış bir sigara, diğer elinde kadeh.
Sigarasından bir nefes alıyor, bir kaç öksürüp sonra kadehten bir yudum
içiyordu. Adam yavaştan silindi ve orta yerinde yapa yalnız kaldı kadın, kirli
sarılarıyla bir başına. Oda iyice kokmaya başladı yeniden. Korku kokuyordu, hem
de çok ağır bir korku. İt yılan korkusu gibi bir korku. Kadın daraldı, bunaldı.
Odanın
tam ortasında bir kapı daha belirdi, imdadına yetişir gibi. Sonra duvarda bir
saat, gürültülü, sapsarı. Bir kaç tik tak sonra durdu saat. Kadının eli kapının
koluna gitti. Ama kol yerinde yoktu. Diğer kapılara hiç benzemeyen, farklı bir
kapıydı. İzledi kadın, bunaldığı odanın içinde, kapıyı. Sonra eliyle bir kaç kez itti. Açılmıyordu bir
türlü. Bir omuz attı olmadı. Tekrar denedi, yok. Umudu kırılmıştı ki son kez
denedi, bir omuz darbesi ile kapıyı deldi geçti kadın. ilk kapının önünde buldu
kendini. Uzayıp giden sonsuz karanlıkta önce kapı ortadan kayboldu, ardından
ışık ve son olarak da kadın ortadan kayboldu. Sessizlik ve karanlık var oldu
uzayıp giden sonsuz karanlıkta.
Bu yazı; ( 0 ) Üye tarafından beğenildi yenile
Bu yazıya; ( 0 )adet yorum yapıldı
Yorumlar :