Varoluş süreci içerisinde insane bakıldığında hayatta kalabilmesi için en fazla değer taşıyan duyu görme duyusu. Öğrenme süreci diğer duyularla başlasada (dokunmak,tatmak,duymak) daha sonradan katılan bu duyuyla hızlanır. Ve sürecin en ağırlıklı kısmını oluşturur. İletişimde temel organ halini alır. Çocuk doğduktan bir süre sonra görmeye başlar. Dünyayı tanıma süreci görmeyle hızlanır. Nesneleri algılar onları belleğine aktarır. Belleğindeki nesneleri soyutlar ve bir dil oluşturur. Rüyalar görmeye başlar. Artık o nesneleri ard arda sıralayabilmekte bir dizge şeklinde zihninde anlatım olarak var edebilmektedir.
İnsanlaşma süreci de bu şekilde kendini gösterir. Nesnelerin kurduğu dizgeler soyutlamalara ve ardından düşüncelere dönüşür. Subje-objektif bir biçimde var olur. Özenel nesnellik oluşur bakar, baktığı konumdaki nesneleri görür. Bakmanın verdiği bir seçilik – bakmada insan bir yön belirler- ve ışık temelli görme işlemi nesnellik. Fotoğraf makinasını eline alan kişi onu olaya, olguya, nesneye yönlendirir yansıyan ışık ise duyarlı tabakanın üzerinde nesne temelli bir görüntü oluşturur.
Işıkla yapılan yazma işlemi - alfabetik yazmadaki gibi soyutlama olmamakla birlikte – başlamış olur. Her türlü yazma işleminde olay olgu yada durumla özdeşleşen bir kişi, kurum, kuruluş, nesne, olay, olgu bulunur. Anlatılmak istenen duruma ilişkin muhakkak bir özne bulunur. Gizli yada açık bir biçimde vurgulanır. Fotoğrafta özne olma durumu diğer anlatımlardan daha çok ikiciklidir. Bir fotoğrafta iki özne bulunur. Fotoğrafın öznesi – fotoğraf makinası. Çünki fotoğraf makinası orada bulunmanın koşuludur.- ve yazının öznesi. Koşullara bağlı olarak bu iki öznedeki ağırlık değişir. Günümüzde kullanım açısından neredeyse sonsuz diye bileceğimiz kadar çok alanı bulunan fotoğrafın özne tanımlamasında bazı unsurlar önem taşır. Öncelikle bakan kişi: Bakan kişinin niteliği öznenin denge noktalarındandır. Bakan kişinin referans çerçevesi okumanın şeklini belirler. Ve insan psikolojisi. “İlgiler algıları belirler” ilgilendiğiniz olay, olgu, kişi okumamızı şekillendirir. Ben örneğin baktığım fotoğrafta imzaya dikkat ederim –fotoğrafçılara bir birlerinin işini merak eder- imzaya göre de fotoğrafı değerlendiririm. Fotoğraf ile ilgisi sınırlı olan bir diğer kişi ise imzanın farkına varmayabilir.
Orada bulunarak kendi kriterleriyle bir kompozisyon, bir anlatım kurar. Kimi zaman anlatımdaki özne kendini gölgede bırakır. İmza fotoğrafın gerisinde kalır. İkonlaşan fotoğraflarda bu durum yaşanır. Vietnamdaki, atılan napalm sonrası yolda koşuşan yanmış, çıplak çocuk örneğindeki gibi anlatıdaki özne fotoğrafçısının imzasını neredeyse silmiştir. Bu fotoğraf ikonlaşmış farklı bir hal almıştır. Doroty lange’ın göçmen anne fotoğrafı keza bir ikonlaşmış fotoğraftır. Anlatan anlatılanın gölgesinde kalmıştır.
İnsan biriktirik, onu faklı kılan sonraki kuşaklara aktarımdaki başarısıdır. Anıları biriktirir. Kendini biriktirir. Her evde muhakkak bir kenarda eski fotoğraflar vardır. Bu fotoğrafların neredeyse imzaları silinmiştir. Kimin çektiğinin önemi yoktur. Saklayan kişi süreç içerisindeki kendini görür. Özne bakan kişidir. Fotoğrafta “ben” I görür. Anlatım naiftir, olaylar, olgular ve kişilere şahitlik maksadı taşır. Bu tip fotoğraflarda fotoğrafçısını gölgede bırakır. İmza silikleşir ve hatta yok olur. Fotoğrafta özneyi ararız zamananın etkisini bulmak için. Kendimize dair belleğimizi sorgularız bu fotoğrafla. “Bu ben miyim, nekadar değişmişim”, “Bu sen misin? Ne kadar değişmişsin”.
İmzanın önem taşıdığı durumlar ise fotoğrafçıyla anılan fotoğraflardır. Örneğin Ara Güler kendini her durumda ortaya koyar çok keskin anlaşılırlığı vardır. Ara Güler fotoğrafı kendini belli eder, imzası güçlüdür. Fotoğraflarının tarzı vardır. Kişilikli fotoğraflardır. Bakan kişi “evet” der, “bu onun fotoğrafıdır”. Anlatım anlatılanın gölgesindedir. Kompozisyon ne olursa olsun fotoğraf çekeniyle anılır
“Özne” olma durumunda bir diğer husus sunum aşamasındaki amaç ve mecradır. Örneğin bir sergi salonunda özne ağırlığı, bir albümdekinden daha farklıdır. Bir sergi salonunda kişisel bir sergiyi ele alalım. Sergi salonuna girerken fotoğrafçıya dair yönlenmişizdir. O şahsın fotoğraflarıdır sergilenen anlatımlarda fotoğrafçının başarısı ya da başarısızlığıdır sorgulanan. “Savaşa Hayır” başlıklı bir karma sergiyi ele alalım o vakit yönlendiğimiz husus kompozisyondur. Fotoğrafın başarısı ya da başarısızlığından sözederiz. Gözlemim odur ki, eğer bakan kişi fotoğrafçıysa imzaya bakar eğer fotoğrafçı değilse kompozisyon yeterlidir bakan için. Kullanım amacıyla ve sunum mecrasıyla “özne“ olma durumları değişir. Amaç ve sunum şekli bir yönlendirmede bulunur. Yönlendirme “özne” ağırlığını değiştirir.
Bu yazı; ( 0 ) Üye tarafından beğenildi yenile
Bu yazıya; ( 0 )adet yorum yapıldı
Yorumlar :