Mağara adamlarıyla yürümek

Mağara adamlarıyla yürümek

2010-11-02 08:12:35

Son günlerde izlediğim en güzel belgesellerden birisi

“Mağara adamlarıyla yürümek”

“Mağara adamlarıyla yürümek”. Bir BBC yapımı Richard Dale yönetiminde harika bir belgesel. Belgeselde insanın ilkel çağlardan günümüze değin serüvenini anlatıyor ve belgesel insanın günümüz insanına dönüşümüyle son buluyor.

Belgeselde insanın insanlaşma sürecinin geleceği düşünmeye başlamasıyla başladığını savunuyor. Bunun ilk belirtisi olarak da yağmurlu mevsimlerde ya da suyun olduğu dönemlerde kuraklık dönemleri için suyu biriktirip saklaması olarak belirtiyor. İnsan insanlaşmaya geleceği düşünerek ve biriktirerek başlıyor. İmajinasyonun başlangıcı aynı zamanda çünkü insan geleceği tahmin etmeye başlıyor ve kafasında canlandırıyor bu durum karşısında da tedbirler alıyor. Yaşamını devam ettirebilmek için bir çaba ve bugün yıldızları keşfetmek için, yarattığımız teknolojimizle büyük bir heyecan içerisinde bekliyoruz.

Zaman içerisinde gelinen nokta yine aynı sanki hep olumsuza endeksli bir gelecek için hazırlık içerisindeyiz. Gelmek istediğim nokta; anı fotoğraflarını da ben kurak mevsimler için biriktirilen ve saklanan suya benzetiyorum. Olumsuz üzerine kurgulu bir gelecek için yaşanan doyum anlarının saklanması depolanması olarak görüyorum. Fotoğraf bu durumda suyu koyduğumuz saklama kabı, doyumlarımız su ve gelecek de kurak mevsim.

Zaman en güçlü var oluş ve devinim. Geleceğin geçmişe dönüşümü ve bu karşı konulamaz bir dönüşüm. Var olan bütün canlı ya da cansız nesneler dönüşümden etkileniyorlar. Canlılar doğuyor, büyüyor, gelişiyor, ardından ölüyor ve dönüşüyorlar. İnsan var oluşunun kaderide her canlıda olduğu gibi teşkil ediyor. Doğuyor büyüyor ve ölüyoruz. Vücudumuz ve beynimiz zaman içerisinde bize ihanetler ediyor. Yaşlanıyoruz kendi oluşturduğumuz estetikle çirkinleşiyoruz. Beynimiz endişelerle doluyor, unutuyoruz. Tam bir kurak mevsim yaşıyoruz. Ve kurak mevsimler için sakladığımız suyu içmeye başlıyoruz. Nostalji dediğimiz durum zaten kurak mevsimin yaşanıyor olması ve geçmişteki sulak yeşil güzel günlerin özlenmesi değil midir?

Sanırım insanın anılarını biriktirmesinin sebebi bu. Yani geri dönüp baktığında anı anında yaşadığı doyumu yeniden yaşamak. Tabi aynı doyum olmasa da yakın bir doyum. Belleğimizin bir oyunu bilinçli olmasa da bu oyunu oynuyoruz. Uyarı ve tepki davranışı. Hatırlanan durum benzer doyumu yaratıyor. Naif bir benzetimle pavlov’un köpek deneyinde olduğu gibi zil yemek anlamına geliyor ve salya salgılanıyor. Doyumlu zamanlarımız saklıyoruz ve tekrar benzer doyumu yaşayabilmek için kendi kendimize zili çalıyoruz. Bunu bilinçli olarak yapmıyoruz ama yapıyoruz. Neredeyse bütün evlerde bu tip “zil” fotoğraflar yok mudur. Güzel günlerin zaptedildiği, doyumun zaptedildiği fotoğraflar. Doyumun kanıtı fotoğraflar. Bireyin olmadığı durumlarda dahi çekilmiş bir manzara fotoğrafı bile orada bulunuştaki hazzın bir bölümünü yeniden yaşatmaz mı? “Ordaydım,yaptım,gittim” ya da “güzeldim, yakışıklıydım,talepediliyordum” doyumunu yaşamamıza sebep olmaz mı?

Aile albümleri, işyeri albümleri vs. albümler doyum için var olan albümlerdir. Mağara adamının suyu saklaması ile temelde aynı durumlar olduğunu düşünüyorum. Ve sanırım insanlaşma sürecinden buyana temelde kat edebildiğimiz çok fazla yol yok.


Bu yazı; (  0 ) Üye tarafından beğenildi yenile

Bu yazıya; ( 0 )adet yorum yapıldı


Yorumlar :

    CIVIL CIVIL Muhabbet

üye olsaydınız ne güzel siz de cıvıldayacaktınız :)