UMUTTA KALMADI
Sokağın
köşesinden döndü kadın. Zor ayakta duruyordu ve duvarlara dayanmadan
yürüyemiyordu. Halsiz bitkin bir biçimde karanlık sokağa girdi. Dağınık saçları
yüzünü kapatmıştı, seçilemiyordu. Üzerinden, çok ağır, üçüncü sınıf parfüm ve
briyantin kokusu bir birine karışmış buram buram koku yayılıyordu etrafa. Ter
kokusu da eşlik ediyordu ağırlaşmış havaya. Kocaman, çocuk mezarı tabiriyle,
ayakları vardı kadının. Ayaklarına zorla geçirilmiş, kirli sarı, tozlu ve yüksek
ince topuklu ayakkabısı karanlıkta dikkati çekiyordu.
Bacağına siyah, abartılı ve de çokça dikkat çeken
fitilli çorap giymişti. Çoraplarla olabildiğince zıtlaşan, yine kirli sarı
keten mini bir etek giymişti. Etek kirliydi ve yer yer ıslanmıştı. Lekeler ve
ıslaklıklar hoş bir desen gibi duruyordu eteğin üzerinde. Belinde bolca
delikli, kalın beyaz bir kemer vardı. Üzerindeki bordo, buruşuk saten gölek,
üstten açılmış iki düğme ile iyice iğreti hale getiriyordu kadını. Açılmış
düğmeler kadının tenini ve daha da koyulaşan meme kıvrımlarını sergiliyordu.
Kızıla boyattığı, perma saçları uyumsuzluğunun tekrarıydı. Kadının üstündeki
iğreti kıyafetler uzaklardan seçilecek kadar ne olduğunu ortaya koyuyordu. O
bir fahiÅŸe idi.
Sokak
oldukça karanlıktı. şehrin şatafatlı, bol ışıklı, kalabalık caddelerinden
birinin kimsesiz arka sokaklarından biriydi. Arabalar bile park edilmezdi
ıssızlığından. Ama çöpler vardı daima, hem de yığınlar halinde çöpler. Farelere
yuva olmuş, onları çöpleriyle besleyen bir sokaktı. On yirmi metrede bir,
karton kutulardan ve yemek artıklarının doldurulduğu poşetlerden oluşan çöp
yığınları vardı. Uzun zaman uğranmamış, temizlik adına sözü olamayacak bir
sokaktı.
Kadın
düşe kalka, duvarlara tutuna tutuna sokakta ilerlemeye çalışıyordu. Bir an gücü
tükendi, dayanamadı, çöp yığınlarından birinin üzerine yığıldı. Ayağa kalkmaya
çalıştı ama ne ayaklarında ne kollarında derman kalmıştı. Ayaklarını uzattı,
çöp yığınlarının üzerinde oturdu. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş günün
ağarmasına az bir vakit kalmıştı. Oturduğu yığının karşısındaki binanın ikinci
katında sokağa bakan pencerelerden birinden dışarıya, sokağın kara bahtını
deler gibi bir ışık sızıyordu. Kadın başını kaldırdı, ışığın geldiği pencereye
doğru yüzünü çevirdi. Gözlerini ve yüzünü kapayan dağınık saçlarını arkaya
topladı. Yüzü tam olarak ortaya çıktı. Erkeksi, kemikli yüzü, kahverengi kaymış
gözleri, ifadesizce ışığı yanan pencereyi izliyordu. Esmer yüzündeki ağır
makyaj, tektük çıkmakta olan kılları sakla yamamamıştı. Dudaklarında pembe ile
kırmızı arasında, tuhaf renkli bir ruj sürmüş, tenini gizlemek için fondöten
kullanmış, ama başarılı olamamış, yüzünde bir renk cümbüşü ortaya çıkmıştı.
Kaşlarını kalın göstermek için kullandığı kalem, yüzünü olabildiğince
çirkinleştirmiş, fırça izleri belli olan bir tablo ortaya çıkmıştı.
Kadının
ifadesiz yüzü, donukluğu, aşırı alkol ve almış olduğu hapları açıkça
seziliyordu. Bilinci yerinde değilmiş gibi gerçek dünyadan uzaklaşmış, hayaller
aleminde dur durak dinlemeden ilerliyordu, uçuyordu bulunduğu boşluğun içinde.
Bir zaman sonra, çevresini incelemeye başladı. Anlaşılan nerede olduğunu merak
ediyordu. Bilinçsizce eli kasıklarına gitti. Eteğinin altına soktu elini,
kilotunun üzerinde bir ıslaklık vardı. Pek anlam veremedi, zaten istese de veremezdi,
kafası dumanlı ağır ama boş bir kum çuvalı gibi. Dünyanın en ağır işini
yaparmış ya da tonlarca yükü sırtlanır gibi çıkarıp attı ıslak kumaş parçasını,
yığınların üzerine. Kan idi ıslatan bu parçayı. Vücudunda bir küçük kan pınarı
vardı ve denizlere su ulaştıran nehirler gibi kasıklarından sokağa, yola
ulaştırıyordu bütün kanı. Bir gerilme vardı kasıklarında. Uyuşmuş kafasına
rağmen acı duyumsuyordu, ani bir acı başlamıştı.
Yığınların
üzerine iyice uzandı. Anlam veremese de yaşadığı şeye, acılı ve sancılı bir
süreç başlamıştı. Bağıramıyordu istediği halde, ama gözleri sulanmış,
çığlıkları cisim olmuş gözlerinden damla damla dökülüyordu. Çektiği acı
gözlerinden, o kan toplanmış, kocaman olmuş, kaynak gibi çağlayan gözlerinden
okunuyordu. Bir an her acı doruklarına ulaştı ve söndü. Bütün acılarından
kurtulmak istercesine, etine batan bir dikeni söküp atar gibi bir can çıkardı
içinden.
Ufacık
bir candı. Bir kaç yüz gram anca ederdi. Vücuduna göre kocaman bir başı vardı.
Fare yavrusu gibi nerede ise saydam bir vücudu vardı. Tek tek damarları
sayılabilecek vücudu, kocaman göbeğinden saydam bir bağla annesine bağlıydı.
Minnacık elleri ve ayakları vardı. Gözleri nerede ise kocaman kafayı
kaplıyordu. Tepesinde varla yok arasında üç beş tel saçı vardı.
Kadın
acılarına, sancılarına bir son vermiş, oldukça rahatlamıştı ama yinede nefes
nefese idi, istekli doruklarda yüzülmüş bir sevişme sonrasındaki gibi. Yarım
saat kadar hareketsiz kaldı. Kanı kaldırımsız sokağın ortasına kadar ulaşmıştı.
Birden, etine batan bu dikeni merak edip zoraki doğruldu. Bebeği canına bağlı
olduğu kordonundan çekip avuçlarının içine aldı. Bir ovucunu anca dolduracak
bebeği iki eliyle kavramıştı. Düşünemiyor ve anlamlandıramıyordu. Ellerindeki
bu minicik vücudun içinde bir kalp vardı ve elle hissedilecek kadar güçlü ve
gürültülü atıyordu. Vücudu yapış yapış bir sıvı ile kaplıydı. Tepesindeki o üç
beş tel ne kadar da dikkatini çekmişti kadının.
Birden
bire bebeğin minnacık elleri kadının parmaklarını yakaladı ve o anda kadın ile
bebek göz göze geldiler. Bebeğin maviş gözleri açıktı ve annesini izliyordu,
konuşmaya başladı
- Çok sıkıyorsun... Yapma bunu.
Kadın anlam veremiyordu, şaşkındı, sesi çıkmıyordu
ya da çıkartamıyordu. şaşkınlığı her şeyi anlatan gözlerinden anlaşılıyordu.
Bebek devam etti;
- Ama aslında pek de anlamı yok. Çünkü ben zaten ben
ölüyüm.
Bakma çarpan kalbime ya da sana açılmış gözlerime.
Onlar yalancılar. Biraz sonra da kalbim duracak.
BebeÄŸin
sesi çok ince inanılası değildi. Zaten inanılası ne vardı ki. Bebek doğar
doğmaz konuşuyor olabilir miydi? Düşünemiyordu kadın. Bebeğin yüzünde bir
gülümseme belirdi, sanki durumun garipliğinin farkındaymış da çok komik
geliyormuÅŸ gibi. Bebek devam etti;
- Ben gidiyorum... Sana "Anne" demeden
gitmek istemedim. Ayrıca seni çok sevdiğimi de bilmeni istiyorum.
Kadın yaşanan anlamsızlıktan dolayı
sıkıntılıydı ama yinede içinde bir sıcaklık vardı, hem de ta derinlerden gelen
bir sıcaklık. Hep bebek konuşuyordu.
- Sana söylemek istediklerim var anneciğim. Sana
anneciğim demek için uzun zamandır bekliyordum. şimdi söyleyebilirim, ama
zamanım kalmadı artık... Ne kadar komiğim değil mi?
Gözleriyle vücudunu işaret etti ve ellerini anlatmak
istediğini onaylamak ister gibi yanlara açtı. Kadının yüzünde bir gülümseme
belirdi, gerçektende bebek gözüne komik görünüyordu. Bebek devam etti;
- Herkes şanslı değil ve ben de bu şansı
olmayanlardan biriyim. Öyle ya herkesin şanslı olması da beklenemez.
Derken ufacık dudakları eğriliyor, inip kalkıyor,
bebeğin yüzüne bilen bir ifade kazandırıyordu.
- Benim şanssızlığım sensin, çünkü senin hiç şansın
olmadı.
Sen üzüldün ve beni de üzdün. Senin içindeydim, bir
varolma çabam vardı. Senin kalbin besliyordu beni. Senin korkuların, acıların
kalbinden bana geçti, onlarla besledin beni. Korku ve acılardan bahsediyorum
çünkü sen mutlu olmadın hiç sevinmedin, sevilmedin. Bunu da en iyi ben bilirim.
Kaşları çatıldı, yüzü gerildi.
- Seninle kan kana, can cana uzunca bir zaman
geçirdim bana göre. Ve sen bana bu dünyayı tanıma fırsatı verdin bana. Bu dünya
boktan çünkü yalan dolu, insana ve insanlığa saygı yok. ihtiraslar ve
çelişkilerle dolu. Savaşlar var, birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışıyor
insanlık. Ezenin yanına kar kalıyor, ezen zayıfın sırtında kuruyor yaşamını.
Soran olursa yaşam bu kardeşim, ben yapmazsam bana yapılacak deyip işin içinden
çıkıyorlar. Sorunda olmuyor hem zaten bu, herkes sorgusuz sualsiz kabulleniyor
bu kuralı. Acı olan da zaten bu kabulleniş.
Kadın
artık zorluyordu kendini yaşanılanı algılamak için bebeğin ince sesini takip
ediyordu. Sessizdi, hali kalmamıştı dudaklarını kıpırdatmaya. Parmaklarını
kıpırdatmaktan bile aciz bir haldeydi. Canını sıkan terle yıkanmış yüzüne
yapışmış üç tel saçın rahatsız etmesiydi. Bebek devam etti;
- Evet dünyayı tanıdım. Ne kadar çirkin bir yer olduğunu
anladım. Sonra bazen çok kızdım sana çünkü yenildin. Yat dediler yattın, kalk
dediler kalktın. Vurdular, ezdiler, ekmeğini elinden aldılar sesini bile
çıkarmadın. Sürekli dikenler battı çıplak ayaklarına. Yüzün gözün kan revan
içinde neden diye sormak aklına bile gelmedi. Sömürdüler, muhtaç kıldılar,
bağımlı hale getirdiler, çaresiz bıraktılar ama sen direnmedin. Başını kuma
gömüp sefil yaşamını devam ettirmek için uğraşıp durdun. Onun altından kalkıp
bir başkasının altına girdin. Farkındayım benim yaptığım acımasızlık ve senin
yerinde olanın işi çok zor. Bilemezdin ki bir çok şeyi. Hem zaten
bildirmezlerdi de. Cahil kaldın, cahil bıraktılar. Bunu sana bilerek yaptılar.
Önceleri içine tanrı korkusu saldılar oda becerdi seni. Seni zaptedebilmek için
karanlık kuyular içinde bıraktılar. Kuyu ağzı kadar gökyüzün vardı. Bilemezdin
gökyüzünün sınırsızlığını. Namus dediler adına ve seni sokaklara bıraktılar.
Sen sevgiden önce korkuyu tanıdın, itaati öğrendin, çırpınamadın, istesen de
yapamazdın. Tehditleri vardı ve yaparlardı da. Hem zaten yaptılar da. Sen
bilmiyordun, bilemezdin, bildirmediler ve yenildin ama ben kabullenmeyeceÄŸim.
Aldığın nefes, içtiğin su yediğin yemekler hala gelişmemiş şu midemi
bulandırıyor. Bıktım yalancı tatminlerden, kanından bana geçen kuru
mutluluklardan. Ve ardından da acı.
Minik
elleriyle sırtını işaret etti. Kadın bebeğin sırtını çevirdi. Bebeğin sırtında
neredeyse tüm sırtını kaplayan kocaman bir yara vardı. Yara kalın kahverengi
bir kabuk bağlamıştı. Yarayı gören kadının midesi allak bullak oldu. Yara
bebeğin sırtında kambur gibi duruyordu. Kadın gözlerini kapattı, yüzünü
buruşturdu, yutkundu. Terden sırılsıklam olmuş yüzü buz kalıbı kadar
soğuklaşmıştı. Gözlerini açmadan bebeğin yüzünü çevirdi. Bulantısı geçince
gözlerini açtı. Bebeğin yüzünü görünce biraz olsun buz kalıbı yüzü ısındı
sanki. Bebek buruk bir tebessüm taşıyordu yüzünde.
- İyi ki görmüyorum, daha doğmadan kambur yüklediler
sırtıma.
Birden öfkelendi.
- Senin o pezevengin yaptı. Elimde olsaydı böyle
insanları ortadan kaldırmak için elimden geleni yapardım. Onu bilip, düşündükçe
sana acımamak mümkün değil. Canavar, nasılda tekmelemişti seni. Niyeti beni
öldürmekti sanki katilin. Yün çuvalını tekmeler gibi tekmeler yağdırdı senin
karnına. Önceden de olurdu ama hiç bu kadar acı verici olmamıştı. Ne acı
duyduysan hepsini ben de hissettim.
Kadının
şaşkınlığı geçmişti. Gözleri kaymış, acıyla içinden akan hayat suyunu
izliyordu. Parmakları kendiliğinden kapanmaya başlamıştı. İstemese de kapanan
parmakları avuçlarındaki bebeğin vücudunu sıkmaya başlamıştı. Farkında
idi yaptığının ama ellerine parmaklarına sözü geçmez
olmuştu. İstemsiz hareket ediyorlardı. Bebek derinden bir "ııh"
çekti.
Kalbi zayıflamış atmıyor gibiydi.
- Artık acı da çekmiyorum, bundan sonra da çekmem.
Başını öne eğdi ve gözlerini kapadı.
- Hem zaten bana göre değil bu yaşam. İstemiyorum
senin gibi yaşamayı. İstemiyorum sefaletini, üstelik verebileceğin bir şey de
yok bana. Verebileceğin her şeyi içinde fazlasıyla aldım, acı öfke, yalan
dolan, düzenbazlık. Sitemim sana değil
ve zaten buna hakkım da yok. Sitemim yaşananlara,
kirlenmişliğe. Bu dünya yaşanılası bir yer değil. Hem umudum da kalmadı zaten
geleceğe dair. Ama sana anne diyebilmek güzel.
Aniden başını kaldırdı, gözlerini açtı, sevecen bir
tavırla sordu:
- Sahi benim adım ne olacaktı?
Ve yine birden bire gözleri kapandı, başı önüne
düştü. Ufacık kalbi durdu. Kadın avuçlarındaki bebeğin tükendiğini anladı.
Ateşte kavruluyormuşçasına içinde bir acı hissetti, kalbi eziliyor, beyni
kemiriliyordu. Kadın sesini çıkarabilmek için zorluyordu kendini. Dudakları
kilitli gibi açılmıyordu. Teri yüzündeki bütün makyajı, ağırlığı yıkayıp yok
etmişti. Dudaklarını titretti bütün gücüyle. Hafif bir rüzgarın sesi gibi bir
ses çıkardı.
- Uuu.
Duraksamadan çıkardı ağzından;
- Umut. Umut olacaktı.
Kadında bitmişti artık. Gözleri
kapanırken avuçlarındaki bebeğin yüzü ilişti gözüne. Bebeğin yüzünde minik bir
tebessüm vardı. Kadının gözleri tamamen kapandı. Her şey kararmaya başlarken
içinden tekrar ediyordu.
- Umut olacaktı adın, Umut. Ama artık umutta
kalmadı.
Bu yazı; ( 0 ) Üye tarafından beğenildi yenile
Bu yazıya; ( 0 )adet yorum yapıldı
Yorumlar :