Krishnamurti / İnsan neden zalim oldu?
2010-07-10 16:36:38
İnsan neden zalim oldu sorusuna Krishnamurti cevap arıyor.
"Yalnızca insan evrenin düzenini bozar. İnsan, acımasız ve son derece
şiddet yüklüdür. Nerede olursa olsun kendisinde, dünyada sefalete ve
karışıklığa neden olur. Yakıp yıkar, yok eder, şefkati yoktur. Kendi
içinde düzeni yoktur, dokunduğu şey kirlenir ve karmaşıklaşır...
İktidara, hileye dayanan, kişisel ve milliyetçi, grupları birbirine
düşüren, çetelere özgü bir politikası vardır. Ekonomisi sınırlıdır,
dolayısıyla evrensel değildir. Toplumu özgür de olsa, zulüm altında da
olsa ahlaksızdır. İnanmasına, tapınmasına ve bitmek tükenmek bilmeyen
anlamsız ritüeller gerçekleştirmesine rağmen dindar değildir.
Neden böylesine zalim, sorumsuz ve bütünüyle ben merkezli bir hale
gelmiştir? Neden? Bunun yüzlerce açıklaması vardır, kitaplardan ve
hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden elde edilen bilgilerle kurnazca
açıklama yapanlar, beşeri kedere, tutkuya, gurura ve ihtirasa
kapılırlar. Tanım tanımlanan değildir; söz şey değildir. Dış nedenler
aradığı için mi, çevre insanı biçimlendirdiği için mi, dış dünyada
yaşadığı değişimlerin kendi içindeki insanı dönüştüreceğini umduğu için
mi? Duygularına bağımlı olduğu, anlık gereksinimlerine yenik düştüğü
için mi? Bütünüyle düşünce ve bilgi aktarımı içinde yaşadığı için mi?
Yoksa çok romantik, duygusal olduğu için mi idealleri, düşleri,
büyüklenmeleri söz konusu olduğunda bu derece zalimleşebilir? Birileri
ona sürekli önderlik ettiği için, kendisi bir takipçi olduğu için mi
yoksa bir lidere, bir guruya dönüştüğü için mi?
Bu iç ve dış ayrımı, çatışmalarının ve sefilliğinin başlangıcıdır. Bu
çelişkiye, bir ezeli gelenek ağına yakalanır. İnsan, bu anlamsız ayrıma
yakalanınca, yiter ve başkalarının esiri haline gelir. Dış ve iç,
düşüncenin imgelemi ve uydurmasıdır; düşünce bölük pörçük olduğu için
düzensizlik ve çatışma yaratır, bu bölünmedir. Düşünce, düzeni, erdemin
zahmetsiz bir biçimde akışını sağlayamaz. Erdem bellekteki şeylerin,
tapınımın sürekli yinelenmesi değildir. Düşüncenin bilgisi zamanı
bağlar. Düşünce doğası ve yapısı gereği yaşamın tüm akışını tam bir
hareket olarak yakalayamaz. Düşüncenin bilgisinin bu bütünlük karşısında
içgörüsü yoktur; algılayan konumunda, dışarıdan içeri bakan konumunda
olduğu sürece, seçim yapmadan bu bütünlüğün farkında olamaz. Düşüncenin
bilgisinin algılamada bir yeri yoktur. Düşünen düşüncedir; algılayan
algılanandır. Ancak böyle olduğunda günlük yaşamımızda çabasız bir
hareket söz konusu olabilir.
Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz.
Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa, zamanla katile dönüşürsünüz; yavru
fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, "spor" olsun diye,
yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar,
güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir,
hoÅŸ mekanlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir,
dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz. Büyük bir
olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz;
hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla
uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış
yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya
da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir. Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle
binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar. Dünyanın düzenini
yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara
bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve
dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum
kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden
deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da "spor" yapmak için silah
taşırsınız. Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm
yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle
iliÅŸkide olabilirsiniz."
Bu yazı; (
0 ) Üye tarafından beğenildi
yenile
Bu yazıya; ( 0 )adet yorum yapıldı
Yorumlar :