Nobel ödüllü kadın fizikçi Marie Curie

Antik Yunan'ın ilk kadın şairi

2010-06-03 14:51:00

Antik Yunan'ın ilk ve en önemli kadın şairlerinden biri olan Sappho güzellik, evlilik, ayrılık ve kadınlar arası aşk üzerine şiirler yazdı

Sappho, Lesbos, Eresos (bu günkü adı ile Midilli ) adasında doğmuş, Antik yunan lirik şairi, Afrodit k�lt� rahibesi, Ekol lideri (Thiasos). Do�umu yakla��k olarak M.�. 630 ile M.�. 612 aras�nda; �l�m� M.�. 570 civar�nda kabul edilmektedir. Eusebius Sappho'nun 45. Olimpiyat�n ikinci y�l�nda(M.�. 600 -M.� 599) y�l�nda en verimli �a��n� ya�ad���ndan bahseder. �ran, M�s�r gibi �lkelerdeki s�re�en krall�k sisteminin aksine; yunan medeniyetinde Ege k�y�lar�n�n da�l�k d�zensiz yap�s�, insanlar�n da��n�k ya�amas� vb. sebepler y�z�nden, y�netim k���k krall�klar dan �teye gidememi�, sonralar� ise g��lenen soylu s�n�f� y�netimi kral�n elinden alm��t�r.

Y�netimi alan soylular�n topraks�z ya da k���k toprakl� halk� bor�land�rmalar� ve devam eden ak�nlar sonucunda Attika'dan ka�an halk zamanla(En belirgin d�nemi M.�. 7. yy) k�y� Ege'ye yerle�mi�; yeni yerle�ti�i b�lgede ise ticaretle u�ra�maya ba�lam��t�r. Yeni topraklarda s�ren ya�am ve ticaret; �nsanlara eski geleneklerden s�yr�larak kendini tan�ma , k�yaslama ile kendini �l�me olana�� vermi�tir. Toplumsall�ktan bireycili�e ge�i�te ya�anan bu s�re� Lirik �iiri beraberinde getirmi�tir. Lirik �iir'in doru�unda ise Sappho vard�r. Liri�in Doru�u Bir Afrodit k�lt� rahibesi olan Sappho, ba�l� bulundu�u k�lt�n de kendisine vermi� oldu�u rahatl��a dayanarak �zg�rce i�inden ge�eni s�ylemi�, A��k ve y�rekli bir tutum sergilemi�tir. Dilindeki bu i�tenlik ve a��kl�k sayesinde eserleri, t�m ard�llar�n� ve benzerlerini geride b�rakarak y�zy�llar�n �tesine ge�mi�, �a�lar boyu �yk�n�lm��, ele�tirilmi�tir. Vezin Kal�plar� Sappho, Kendi �a��na kadar s�regelen ion leh�esindeki Hexametron ve Attika leh�esine daha uygun olan iambos vezinlerinde yaz�lm�� betiklerden farkl� olarak, Dor ��eleri ile kat���k Aiol leh�esinde; Monodikte denilen tek bir ozan�n lir ile s�yledi�i �iir bi�iminde eserler vermi�tir. Klasik Sappho kal�b� �� 11'lik bir 5'lik dizeden olu�ur. �iirleri Dokuz Betik + (Onuncu B�l�m) olmak �zere 182 �iiri g�n�m�ze ula�m��t�r. Bu �iirlerin neredeyse tamam� Sappho'ya yak�n d�nem tarih�ileri, edebiyat��lar�, �airleri arac�l��� ile bug�ne ula�m��t�r. �iirlerin bir k�sm�n�n tamamen ba�kas�na ait olmas�ndan , bir k�sm�n�n ise k�smen de�i�tirildi�inden ��phe edilmektedir. Kald� ki g�n�m�ze ula�an kimi �iirler (�rne�in: dikey bi�imde ortadan kesilmi� gibi) hasarl� bir vaziyette ele ge�mi�, �evirilerinin bir kesimi Sappho s�ylemine dayan�larak faraziye ile �retilmeye �al���lm��t�r.

�iirlerinden se�meler:

1

“Sordum kendime: Sappho dedim,
Elinden ne vermek gelir,
Her �eyi olan Aphrodite gibi birine?”,

“Belli art�k,
Bal da, bal ar�s� da
Haram bana bundan b�yle”


2

�ap�al da olsa
Eli y�z� daha d�zg�n, Mnasidika’n�n
Bizim tatl� Gyrinno’dan.”,

“Yumu�ak ellerinle Dika,
Filizler kopar�p
S�sle o g�zelim sa�lar�n�.”,

“Ne g�zel giyinmi�ti
Ayaklar�n� �rt�yordu
�nce Lidya i�i, uzun s�rmal� ete�i”

Bu yazı; (x )Kişi tarafından beğenildi

Bu yazıya; (10 )adet yorum yapıldı - yorum yap

Bu yazıyı; Uzat - yazdır - paylaş - beğen - tavsiye et

Yorumlar :

Çizdiği portrelerle Picasso'yu kıskandıran ressam

2010-06-08 14:29:00

Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon 1907’de Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da, Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen, kendisi doğum tarihini, Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş, yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla bağlamış olmasını istemiştir.

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmişti. Bu özrüyle başetmesini bilen Frida, gençkızlık çağında, dönemin en iyi e�itimini veren Ulusal Haz�rl�k Okulu’nda okudu. Bu okul, onu sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara y�nlendirdi. �lerde Meksika d���n ya�am�n�n �nemli isimleri olarak an�lacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda, Alfonso Villa okul arkada�lar� oldu. Okulda, anar�ist bir edebiyat grubuna dahil oldu; g��l� bir ki�ilik olu�turmaya ba�lad�. 19 ya��nda ge�irdi�i bir trafik kazas� b�t�n hayat�n� de�i�tirdi.

17 Eyl�l 1925 okuldan eve d�nerken bindi�i otob�s�n tramvayla �arp��mas� sonucu �ok ki�inin �ld��� kazada, trenin demir �ubuklar�ndan birisi Frida’n�n sol kal�as�ndan girip le�en kemi�inden ��km��t�. Kazadan sonra t�m hayat� korseler, hastaneler ve doktorlar aras�nda ge�ecek; omurgas� ve sa� baca��nda dinmeyen bir ac�yla ya�ayacak, 32 kez ameliyat edliecek ve 1954’te �ocuk felci nedeniyle sakat olan sa� baca�� kangren y�z�nden kesilecektir.

Kazadan bir ay sonra hastaneden ��kan Kahlo, ailesinin te�viki ile s�k�nt� ve ac�dan ka�mak i�in resim yapmaya ba�lad�. Yata��n�n tavan�ndaki aynaya bakarak oto-portreler yapt�.

1927 y�l� sonunda y�r�meye ba�layan Kahlo, bu d�nemde sanat ve politika �evreleri ile yak�nla�maya ba�lad�. K�ba'l� �nder Julio Antonio Mella ve foto�raf sanat��s� Tina Modotti ile tan���p yak�n arkada� oldu. Birlikte, d�nemin sanat��lar�n�n davetlerine, sosyalistlerin tart��malar�na kat�lmaya ba�lad�lar. Kahlo, 1929’da Meksika Kom�nist Partisi’ne �ye oldu.

Resim �izmeye devam eden Kahlo ayn� d�nemde bir g�n, Meksikal� Michalangelo olarak an�lan �nl� ressam Diego Rivera'y� g�rmeye ve resimlerini g�stermeye gitti. �ki sanat��, 21 A�ustos 1929’da evlendiler. Kahlo 1930’da e�iyle beraber ABD’ye gitti ve 1933’te Rivera ald��� duvar resmi sipari�lerini bitirinceye kadar orada ya�ad�lar.

Frida ile Rivera’n�n f�rt�nal� bir evlilik ya�amlar� oldu. Sa�l�k sorunlar� nedeniyle bir �ocu�unu ald�ran ve ardarda iki d���k yapan Frida, e�inin sadakatsizlikleri nedeniyle 1939 y�l�nda ondan ayr�ld� ama 1 sene sonra yeniden evlendiler ve Frida’n�n �ocuklu�unu ge�irdi�i Mavi Ev’e yerle�tiler.

Frida’n�n da evlilikleri s�ras�nda �e�itli erkeklerle ili�kileri olmu�tu. Bunlarda birisi de Rus devriminin �nde gelen isimlerinden Lev Tro�ki iledir. Tro�ki, Rivera’n�n Meksika Cumhurba�kan�ndan ald��� �zel izin ile 1937’de Meksika’ya gelmi� ve Frida’n�n evine yerle�mi�ti. Aralar�ndaki ili�kiyi Tro�ki’nin e�inin farketmesi �zerine Frida, Tro�ki’den ayr�lm��t�r. Tro�ki’ye d�zenlenen suikast�n ard�ndan suikast�� ressam Siqueiros’un arkada�� olmas� nedeniyle sorgulanan Frida, bir s�re Meksika’dan ayr�lmay� uygun bulumu�; o s�rada San Fransisco’da bulunan eski e�i Rivera’n�n yan�na gitmi� ve �ift orada yeniden evlenmi�lerdi.

S�k s�k sa�l��� bozulan Frida, dayan�lmaz ac�larla ba�a ��kmak i�in b�t�n g�c�yle resim yapm��, yaln�z �lkesinde de�il, Amerika ve Fransa’da sergiler a�m��t�r. 1938’de New York’ta a�t��� sergi ona b�y�k �n getirdi, 1939’daki Paris sergisi ile �vg�ler toplad� 1943’de 'La Esmeralda' adl� yeni bir sanat okulunda ��retim �yeli�ine ba�layan Frida, sa�l�k durumu k�t�le�mesine ra�men ders vermeyi s�rd�rd�; 1950’de omurgas�ndaki sorunlar nedeniyle hastaneye kald�r�ld� ve 9 ay hastanede kald�. 1953 y�l� Nisan ay�nda Mexico City’de bir ki�isel sergi a�t�; Temmuz ay�nda sa� baca�� kesildi.

Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954’te, akci�er embolisi te�hisiyle son nefesini verdi�inde; arkas�nda b�rakt��� son tablosu; Ya�as�n Ya�am isimli bir nat�rmorttu.

Frida Kahlo’nun 143 resmi vard�r. Resimlerinin 55 tanesi oto-portrelerden olu�ur. Ya�am�n�n b�y�k bir b�l�m�n� yatakta ba��n�n �st�nde duran, “g�nd�zlerinin ve gecelerinin cellad�” olarak tan�mlad��� bir aynaya bakarak ge�irdi�i i�in s�rekli oto-portre �izmi�tir. Resimlerindeki ustal�k, Pablo Picasso’ya bile "Biz onun gibi insan y�zleri �izmeyi bilmiyoruz" dedirtmi�tir.

S�rekli evcil hayvan besleyen Frida’n�n besledi�i hayvanlarla ilgili iki portresi vard�r: 1941'de yapt��� "Ben ve Papa�anlar�m" ile 1943'te yapt��� "Maymunlarla Otoportre".

Frida’n�n resimleri s�rrealist olarak de�erlendirilse de o surrealizmi reddetti. Resimleri asl�nda ac� ve kesin ger�ekli�i yans�t�yordu. Frida’n�n resimlerinde Meksika k�lt�r� ve devrimci ulusal kimlik tuvale aktar�lm��t�.

Kahlo, 1938’de New York’ta s�rrealist resmin �nc� isimlerinden dostu Andre Breton’un da deste�iyle bir sergi a�t� ve bu sergi ona uluslararas� �n getirdi. 4 tablosunu �nl� akt�r Edward G. Robinson’a satarak ilk b�y�k sat���n� ger�ekle�tirdi, resimlerinin yar�s� sat�ld�. Bu ba�ar� �st�ne 1939’da Paris’te bir sergi a�t�. Paris sergisinde fazla resmi sat�lmasa da eserleri b�y�k ilgi toplad�; Picasso ve Kandinsky gibi sanat��lar�n �vg�s�n� kazand�; Louvre M�zesi, sanat��n�n �er�eve adl� tablosunu sat�n ald�. Sanat��, �lkesindeki ilk ki�isel sergisini 1953’te Meksika’daki galerisinde a�t�.

Bu yazı; (x )Kişi tarafından beğenildi

Bu yazıya; (10 )adet yorum yapıldı - yorum yap

Bu yazıyı; Uzat - yazdır - paylaş - beğen - tavsiye et

Yorumlar :

Ölümün kıyısında yürüyen kadın şair Sylvia Plath

2010-06-08 14:46:00

Sırça Fanus kitabının yazarı Plath, trajik yaşamı depresyonu ve intiharı

Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizd�k�mc� şiirin önemli isimlerinden biridir.

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.

Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.Bu olay onun yasadığı evin lanetiydi çünkü Yeats de bu evde ihtihar etmisti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath’in hayatı, Oscarlı oyuncu Gwynet Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’in Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

Şairin Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında Ariel, Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı, üç Kadın, Sırça Fanus, Sylvia Plath'in Günceleri ve Suyu Geçiş bulunuyor.



Bu yazı; (x )Kişi tarafından beğenildi

Bu yazıya; (10 )adet yorum yapıldı - yorum yap

Bu yazıyı; Uzat - yazdır - paylaş - beğen - tavsiye et

Yorumlar :

Nobel ödüllü kadın fizikçi Marie Curie

2010-06-19 16:07:15

Sorbonne Üniversitesi'nde ders veren ilk kadın olan Marie Curie1903'te Fizik ödülü'nü, 1911'de ise Nobel Kimya ödülü'nü aldı

Polonya asıllı bilim kadını Maria Sklodowska (yada bilinen adıyla Marie Curie) 7 Kasım 1867’de Varşova’da doğdu. Her zaman bilim adına iyi birşeyler yapmak istedi ve fen bilgisi öğretmeni olan ablasının sayesinde fizik alanına yöneldi. 15 yaşında okulu en iyi dereceyle bitirmişti. Daha o zamanlarda bile kararlı ve ciddi yapısı dikkat çekiyordu. Babasının işlerinin bozulması nedeniyle birçok işte çalışmak zorunda kaldı.
Marie Curie
İçindeki bilim arzusu hiçbir zaman dinmeyen Maria, Sorbonne üniversitesi’ne başvurdu. Matematik ve doğa bilimleri dalında yüksek lisans yapmaya karar veren Maria, Sorbonne’dan mezun olduğunda 23 yaşındaydı. 1895 yılında da yüksek lisansını tamamlayan Maria, o yıllarda Fransız fizikçi Pierre Curie ile tanıştı, evlendi ve bilimsel kariyerine Marie Curie olarak devam etmeye başladı.

Politeknik Okulu'na yeni atanan Profesör Henri Becquerel’in 1896 baharındaki ilginç buluşu, Marie Curie’nin hayatındaki dönüm noktalarından biri oldu. Profesör Henri Becquerel, bazı cisimlerin ya da canlı varlıkların normal sıcaklığında hissedilir bir artış olmadan, karanlıkta ışık verme özelliği şeklinde tanımlanan "fosfor ışıl" olgusunu araştırıyordu. Profesör bu olayı açıklamak için uranyum elementi içeren bileşiklere çalışmalarını sürdürüyor, uranyum içeren kristallerin ışığı nasıl emdiğini ortaya çıkarmak istiyordu. Bu amaçla, fotoğraf klişeleri ve kristallerle bir deney yapmaya karar verdi.

Kötü hava koşulları nedeniyle deney ertelenince profesör kristalleri ve fotoğraf klişelerini bir dolaba kilitledi. 1 Mart’ta dolabın kapağını açtığında büyük şaşkınlığa düştü. Kristaller, güneş ışığıyla aktif hale gelmemişlerdi; ama klişeler bomboştu, hatta kararmışlardı. Uranyum kristalleri, bağımsız olarak ışın yaymışlardı.

Bu buluş gerçekten şaşırtıcıydı. Bu ışınları üreten enerjinin nereden geldiği sorusu 1 yıl boyunca cevapsız kaldı. Marie ve Pierre Curie, 1897 kışında "Becquerel ışınları"nın gizemini çözmeye karar verdiler. Uranyum içeren kristallerde doğan etkinin yoğunluğunu ölçmekle işe başladılar. Bu etki, Marie'nin adını verdiği "radyoaktivite"ydi... Kocasının daha önceki çalışmalarından yararlanarak, farklı kristallerin ortaya çıkardığı radyoaktivite düzeyinin tek bir unsura bağlı olduğunu buldu: kristal içindeki uranyumun miktarı. Ancak, mineralleri radyoaktifleştiren etken tek bağına uranyum olmayabilirdi. Bu etkiyi, periyodik tabloda, uranyumun hemen altında yer alan toryum da yaratabilirdi.

Marie Curie, bu olasılığı da göz önünde bulundurarak araştırma alanını genişletti ve radyoaktivite için çok sayıda maddeyi test etti. Bunlar arasında, bir madde üstünde yoğunlaştı: uranyumdan arta kalan katranlı zift cevheri. Marie, yüzde 65 oranında uranyum içeren bu cevherde, uygun radyoaktivite düzeyini bulmayı amaçladı. Ölçümleri sonucunda, cevherin düşündüğünden çok daha radyoaktif olduğunu anladı.

Bu siyah renkli tehlikeli cevherde yepyeni ve bilinmeyen bir radyoaktivite kaynağı gizliydi. Kocasıyla birlikte yeni kaynaklara yöneldiler ve olağanüstü yorucu ve son derece tehlikeli araştırmalarına giriştiler. Toplayabildikleri kadar çok katranlı zift cevherini aylarca ayrıştırmakla uğraştılar. Haziran 1898'de, uranyumdan 400 kat daha radyoaktif bir kimyasal elementi bularak ilk başarılarına ulaştılar. Bu elemente Marie'nin anayurdundan esinlenerek "polonyum" adını verdiler.

Polonyum, uranyumdan çok daha radyoaktifti; ancak, cevherdeki olağanüstü değerlere ulaşan radyoaktiflikten tek başına sorumlu değildi. Curie'ler, araştırmalarını sürdürdüler ve Kasım 1898'de, polonyumdan da güçlü bir başka radyoaktif element keşfettiler.

Bu element ölçüm yapmak için çok küçüktü, ama, katranlı zift cevherinin gizemini çözebilirdi. Curie'ler, bu elemente de Latince'de "ışın" anlamına gelen "radyum" adını uygun gördüler. Sıra, bu elementin özelliklerinin kimyasal çözümlemesine gelmişti. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da, büyük bir katranlı zift cevheri bulmak ve bunu madeni radyum parçacıklarına indirgemekti. O zamana kadar işbirliği içinde çalışan Curie çifti, araştırma yollarını ayırmaya karar verdi. Pierre, radyoaktivite sürecinin ayrıntılarına odaklandı. Marie ise, çok daha tehlikeli olan radyumun ayrıştırılmasına yöneldi.

Marie, Bohemya'daki uranyum madeninden 10 ton cevher atığına sahip oldu. Atığı çok zor koşullarda billurlaştırdı. Bu çalışma için, hiç durmadan çalıştı ve tam dört yılını harcadı. Büyük uğraşları sonucunda, bir gramın onda biri ağırlığında radyum klorit elde etti. Bu, yaydığı akkor ışıkla herkesi büyüleyen ilginç bir maddeydi. Ama Marie, bu ürkütücü ışığın karanlık yüzünü yıllar sonra görecekti.

1902 yılında, Curie'lerin, araştırmaları ve ulaştıkları sonuçlar nedeniyle, Nobel ödülü'nü Henri Becquerel'le birlikte almaları gerektiği tartışmaları başladı. Ancak, Fransız Bilim Akademisi'nden bir grup bilim adamı, yazdıkları tavsiye mektuplarında bilerek ve açıkça Marie Curie'nin adını atladılar. Neyse ki, Nobel Komitesi adayları inceledikten sonra hiç tereddüt etmeden 1903 Fizik ödülü'nü bu  bilim insanına verdi. ödül, Marie için çok özeldi.

Bundan sonraki yıllar içinde eşiyle birlikte çalışma fırsatı bulamadı. 19 Nisan 1906'da da, o trajik kaza ger�ekle�ti. Pierre Curie atl� bir araban�n alt�nda kalm��t�.Marie, ac�s�n� kendini i�ine vererek dindirmeye �al��t�. Sorbonne'da e�inin k�rs�s�ne profes�r olarak atand���nda, bu okulda ders veren ilk kad�n unvan�n� kazand�. Polonyum ve radyum �zerine yapt��� �al��malarla da 1911'de Nobel Kimya �d�l�'n� alarak yine bir ilke imza att�.

Marie Curie’nin bu zaferleri, kamuoyunda ��kar�lan dedikodularla lekelenmeye �al���ld�. Ad�, bir ba�a sayg�n fizik�i Paul Langevin'le a�k dedikodusuna kar��t�r�lm��t�. Bunun da �stesinden gelmeyi ba�ard�. Tek amac�, ara�t�rmas�n�n di�er bilim dallar�na da yard�mc� olmas�n� sa�lamakt�.

�lk olarak radyumun t�bbi alanlarda kullan�lmas�na �nc�l�k etti. Kansere kar�� �ok etkili sonu�lar veren "radyoterapi" geli�tirildi ve uzun y�llar boyunca milyonlarca insan�n hayat�n� kurtard�. Bu geli�meler birtak�m spek�lasyonlar� da beraberinde getirmi�ti. Avusturya'da kapl�calar�yla �nl� kasabalar, katranl� zift cevheri bulunan b�lgelerin sular�n�n sa�l�k kayna�� oldu�unu ileri s�rd�ler. Hatta bir Frans�z kozmetik firmas� daha da ileri giderek, toryum ve radyum i�eren "Tho-Radia" adl� y�z kremini piyasaya s�rd�.

Bu iddialar�n t�m�, radyumun �ld�r�c� etkisi ortaya ��k�nca birdenbire durduruldu. 1930'lu y�llarda doktorlar, saat fabrikalar�nda �al��an i��ilerin b�y�k bir b�l�m�nde kanser vakalar�na rastlad�lar.

ABD’deki k���k bir fabrikada, i��iler saat kadranlar�na son �eklini vermek i�in radyum i�eren boyalar kullan�yorlar ve bu i�lemi, f�r�an�n ucunu dilleriyle yalayarak ger�ekle�tiriyorlard�. Bu i��ilerin �o�u kemik kanserine yakaland�. Ayn� d�nemlerde Marie Curie de radyum tehlikesini fazlas�yla ya�amaya ba�lad�. Gece g�nd�z demeden birlikte ya�ad��� element kendisine ihanet etmi�, May�s 1934’te �ok ciddi �ekilde rahats�zlanm��t�. Testler, �iddetli bir anemiyi g�steriyordu. Frans�z Alpleri'ndeki sanatoryuma g�nderildiyse de art�k �ok ge�ti. Uzun y�llar �zerinde �al��t��� radyum nedeniyle kan kanserine yakalanm��t� ve �ok ge�meden 4 Haziran 1934'te hayata g�zlerini yumdu. Y�llar s�ren m�cadelesinin ne denli �etin ge�ti�ini anlamak i�in ellerine bakmak bile yeterliydi. Parmaklar� nas�rlar ve radyasyon yan�klar�yla doluydu. B�y�k m�cadelelerle ge�en bilimsel kariyerinde, binlerce ki�inin hayat�n� kurtaran Curie, yine kendi adland�rd��� maddenin kurban� olmu�tu.

Bu yazı; (x )Kişi tarafından beğenildi

Bu yazıya; (10 )adet yorum yapıldı - yorum yap

Bu yazıyı; Uzat - yazdır - paylaş - beğen - tavsiye et

Yorumlar :

Devrime aşık devrimci Rosa Luxemburg

2010-06-23 07:26:14

Almanya Komünist Partisi’nin kurucusu Marksist teorisyen Rosa Luxemburg aynı zamanda Lenin'in de yakın dostuydu

1871 yılının (bazı kaynaklara göre 1870) 5 Mart'ında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Polonya'da doğdu. Daha genç yaşlarında sosyalizmle tanıştı ve dönemin solcu gruplarında yer aldı. Daha 18 yaşındayken içinde bulunduğu gruplar ve politik görüşü yüzünden İsviçre'ye kaçmak zorunda kaldı. 1889'da Zürih üniversitesi'ne girdi. Burada felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik öğrenimi gördü, hayatında büyük etki bırakacak isimlerle tanıştı.

Rosa Luxemburg

1890 yılında Bismarck'ın sosyal demokrasiyi yasaklayan kanunun lağvedilmesi ardından, sosyalist parlamentoya girdi. Parlamentoya giriş, dönemin sosyal demokratlarının devrimci uçtan uzaklaşmasına ve parlamentoda daha etkin olabilmek için çalışmasına neden oldu. Bu, Rosa Luxemburg'un da dahil olduğu devrimci görüş çizgisindekileri rahatsız etmekteydi. Bu sırada Zürih'te öğrenim görmeye devam eden Rosa 1898 yılında doktorasını tamamladı. özgür bir Polonya için çalışmalarına devam etse de, onun kafasındaki tabloda Almanya, Avusturya ve Rusya'da devrim gerçekleştiği taktirde Polonya özgür olabilirdi. Bu tablo milliyetçi bir çizgi çizen Polonyalı sosyalist grupların ve Polonya Sosyalist Partisi'nin ondan daha da uzaklaşmasına neden oldu. Daha sonra bu görüşleri Rus sosyalist çevrelerle de ilişkisinin bozulmasına yol açacaktı.

1898 yılında Gustav Lübeck ile evlenerek Berlin'e taşındı, Alman vatandaşlığı kazandı. SPD'nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi oldu. 1900 yılına gelindiğinde Luxemburg'un fikirleri tüm Avrupa'da sosyalist çevrelerde büyük yankı uyandırmakta, yazdığı makaleler ilgi görmekteydi. Özellikle Eduard Bernstein'in düşüncelerine getirdiği eleştiriler ile öne çıkıyordu. Alman militarizminin yükselen değer olması Luxemburg'u ziyadesiyle rahatsız ediyordu, bu konuda partiyle de ters düşmüştü. 1904 ile 1906 yılları arasında siyasi faaliyetleri ve görüşleri nedeniyle üç kez hapse girdi. Aldığı hapis cezaları onu yıldırmadı, faaliyetlerine devam etti. SPD'nin eğitim merkezlerinde Ekonomi ve Marksizm öğretmeye başladı.

Savaşın başlamasıyla esen milliyetçi rüzgar SPD'nin de milliyetçi eğilime yönelmesine neden oldu, ki bu Luxemburg'un fikirleri ile tamamen tezatlık oluşturuyordu bu sebeple partiyle olan tüm ilişkisini kesti. 5 Ağustos 1914'de Karl Liebknecht ile beraber Internationale grubunu kurdu. 1 Ocak 1916'da grubun adı Spartaküs Birliği (Spartakistler - Almanca Spartakusbund) oldu. Grubun devlete karşıt tutumu yüzünden 28 Haziran 1916'da Luxemburg hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste geçirdiği yıllarda birçok makale kaleme aldı. Özellikle Rus devrimi üzerine yazdıkları ve Bolşeviklere getirdiği eleştiriler çarpıcıdır.

1918 Kasım'ında Luxemburg hapisten çıktı. Faaliyetlerine devam etti ve Liebknecht ile birlikte Alman Komünist Parti'sini kurdu. 15 Ocak 1919'da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Wilhelm Pieck, Freikorps tarafından tutuklandılar, Pieck kaçmayı başarırken Luxemburg ile Liebknecht yedikleri darbelerle bilinçlerini kaybettiler. Aynı gün, Luxemburg ölene kadar dövülmüş ve ölü vücudu nehre atılmış, Liebknecht de başından yediği kurşunlarla öldürülmüştü.

Bu yazı; (x )Kişi tarafından beğenildi

Bu yazıya; (10 )adet yorum yapıldı - yorum yap

Bu yazıyı; Uzat - yazdır - paylaş - beğen - tavsiye et

Yorumlar :

    CIVIL CIVIL Muhabbet

üye olsaydınız ne güzel siz de cıvıldayacaktınız :)