Nobel ödüllü kadın fizikçi Marie Curie

Nobel ödüllü kadın fizikçi Marie Curie

2010-06-19 16:07:15

Sorbonne Üniversitesi'nde ders veren ilk kadın olan Marie Curie1903'te Fizik ödülü'nü, 1911'de ise Nobel Kimya ödülü'nü aldı

Polonya asıllı bilim kadını Maria Sklodowska (yada bilinen adıyla Marie Curie) 7 Kasım 1867’de Varşova’da doğdu. Her zaman bilim adına iyi birşeyler yapmak istedi ve fen bilgisi öğretmeni olan ablasının sayesinde fizik alanına yöneldi. 15 yaşında okulu en iyi dereceyle bitirmişti. Daha o zamanlarda bile kararlı ve ciddi yapısı dikkat çekiyordu. Babasının işlerinin bozulması nedeniyle birçok işte çalışmak zorunda kaldı.
Marie Curie
İçindeki bilim arzusu hiçbir zaman dinmeyen Maria, Sorbonne üniversitesi’ne başvurdu. Matematik ve doğa bilimleri dalında yüksek lisans yapmaya karar veren Maria, Sorbonne’dan mezun olduğunda 23 yaşındaydı. 1895 yılında da yüksek lisansını tamamlayan Maria, o yıllarda Fransız fizikçi Pierre Curie ile tanıştı, evlendi ve bilimsel kariyerine Marie Curie olarak devam etmeye başladı.

Politeknik Okulu'na yeni atanan Profesör Henri Becquerel’in 1896 baharındaki ilginç buluşu, Marie Curie’nin hayatındaki dönüm noktalarından biri oldu. Profesör Henri Becquerel, bazı cisimlerin ya da canlı varlıkların normal sıcaklığında hissedilir bir artış olmadan, karanlıkta ışık verme özelliği şeklinde tanımlanan "fosfor ışıl" olgusunu araştırıyordu. Profesör bu olayı açıklamak için uranyum elementi içeren bileşiklere çalışmalarını sürdürüyor, uranyum içeren kristallerin ışığı nasıl emdiğini ortaya çıkarmak istiyordu. Bu amaçla, fotoğraf klişeleri ve kristallerle bir deney yapmaya karar verdi.

Kötü hava koşulları nedeniyle deney ertelenince profesör kristalleri ve fotoğraf klişelerini bir dolaba kilitledi. 1 Mart’ta dolabın kapağını açtığında büyük şaşkınlığa düştü. Kristaller, güneş ışığıyla aktif hale gelmemişlerdi; ama klişeler bomboştu, hatta kararmışlardı. Uranyum kristalleri, bağımsız olarak ışın yaymışlardı.

Bu buluş gerçekten şaşırtıcıydı. Bu ışınları üreten enerjinin nereden geldiği sorusu 1 yıl boyunca cevapsız kaldı. Marie ve Pierre Curie, 1897 kışında "Becquerel ışınları"nın gizemini çözmeye karar verdiler. Uranyum içeren kristallerde doğan etkinin yoğunluğunu ölçmekle işe başladılar. Bu etki, Marie'nin adını verdiği "radyoaktivite"ydi... Kocasının daha önceki çalışmalarından yararlanarak, farklı kristallerin ortaya çıkardığı radyoaktivite düzeyinin tek bir unsura bağlı olduğunu buldu: kristal içindeki uranyumun miktarı. Ancak, mineralleri radyoaktifleştiren etken tek bağına uranyum olmayabilirdi. Bu etkiyi, periyodik tabloda, uranyumun hemen altında yer alan toryum da yaratabilirdi.

Marie Curie, bu olasılığı da göz önünde bulundurarak araştırma alanını genişletti ve radyoaktivite için çok sayıda maddeyi test etti. Bunlar arasında, bir madde üstünde yoğunlaştı: uranyumdan arta kalan katranlı zift cevheri. Marie, yüzde 65 oranında uranyum içeren bu cevherde, uygun radyoaktivite düzeyini bulmayı amaçladı. Ölçümleri sonucunda, cevherin düşündüğünden çok daha radyoaktif olduğunu anladı.

Bu siyah renkli tehlikeli cevherde yepyeni ve bilinmeyen bir radyoaktivite kaynağı gizliydi. Kocasıyla birlikte yeni kaynaklara yöneldiler ve olağanüstü yorucu ve son derece tehlikeli araştırmalarına giriştiler. Toplayabildikleri kadar çok katranlı zift cevherini aylarca ayrıştırmakla uğraştılar. Haziran 1898'de, uranyumdan 400 kat daha radyoaktif bir kimyasal elementi bularak ilk başarılarına ulaştılar. Bu elemente Marie'nin anayurdundan esinlenerek "polonyum" adını verdiler.

Polonyum, uranyumdan çok daha radyoaktifti; ancak, cevherdeki olağanüstü değerlere ulaşan radyoaktiflikten tek başına sorumlu değildi. Curie'ler, araştırmalarını sürdürdüler ve Kasım 1898'de, polonyumdan da güçlü bir başka radyoaktif element keşfettiler.

Bu element ölçüm yapmak için çok küçüktü, ama, katranlı zift cevherinin gizemini çözebilirdi. Curie'ler, bu elemente de Latince'de "ışın" anlamına gelen "radyum" adını uygun gördüler. Sıra, bu elementin özelliklerinin kimyasal çözümlemesine gelmişti. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da, büyük bir katranlı zift cevheri bulmak ve bunu madeni radyum parçacıklarına indirgemekti. O zamana kadar işbirliği içinde çalışan Curie çifti, araştırma yollarını ayırmaya karar verdi. Pierre, radyoaktivite sürecinin ayrıntılarına odaklandı. Marie ise, çok daha tehlikeli olan radyumun ayrıştırılmasına yöneldi.

Marie, Bohemya'daki uranyum madeninden 10 ton cevher atığına sahip oldu. Atığı çok zor koşullarda billurlaştırdı. Bu çalışma için, hiç durmadan çalıştı ve tam dört yılını harcadı. Büyük uğraşları sonucunda, bir gramın onda biri ağırlığında radyum klorit elde etti. Bu, yaydığı akkor ışıkla herkesi büyüleyen ilginç bir maddeydi. Ama Marie, bu ürkütücü ışığın karanlık yüzünü yıllar sonra görecekti.

1902 yılında, Curie'lerin, araştırmaları ve ulaştıkları sonuçlar nedeniyle, Nobel ödülü'nü Henri Becquerel'le birlikte almaları gerektiği tartışmaları başladı. Ancak, Fransız Bilim Akademisi'nden bir grup bilim adamı, yazdıkları tavsiye mektuplarında bilerek ve açıkça Marie Curie'nin adını atladılar. Neyse ki, Nobel Komitesi adayları inceledikten sonra hiç tereddüt etmeden 1903 Fizik ödülü'nü bu  bilim insanına verdi. ödül, Marie için çok özeldi.

Bundan sonraki yıllar içinde eşiyle birlikte çalışma fırsatı bulamadı. 19 Nisan 1906'da da, o trajik kaza ger�ekle�ti. Pierre Curie atl� bir araban�n alt�nda kalm��t�.Marie, ac�s�n� kendini i�ine vererek dindirmeye �al��t�. Sorbonne'da e�inin k�rs�s�ne profes�r olarak atand���nda, bu okulda ders veren ilk kad�n unvan�n� kazand�. Polonyum ve radyum �zerine yapt��� �al��malarla da 1911'de Nobel Kimya �d�l�'n� alarak yine bir ilke imza att�.

Marie Curie’nin bu zaferleri, kamuoyunda ��kar�lan dedikodularla lekelenmeye �al���ld�. Ad�, bir ba�a sayg�n fizik�i Paul Langevin'le a�k dedikodusuna kar��t�r�lm��t�. Bunun da �stesinden gelmeyi ba�ard�. Tek amac�, ara�t�rmas�n�n di�er bilim dallar�na da yard�mc� olmas�n� sa�lamakt�.

�lk olarak radyumun t�bbi alanlarda kullan�lmas�na �nc�l�k etti. Kansere kar�� �ok etkili sonu�lar veren "radyoterapi" geli�tirildi ve uzun y�llar boyunca milyonlarca insan�n hayat�n� kurtard�. Bu geli�meler birtak�m spek�lasyonlar� da beraberinde getirmi�ti. Avusturya'da kapl�calar�yla �nl� kasabalar, katranl� zift cevheri bulunan b�lgelerin sular�n�n sa�l�k kayna�� oldu�unu ileri s�rd�ler. Hatta bir Frans�z kozmetik firmas� daha da ileri giderek, toryum ve radyum i�eren "Tho-Radia" adl� y�z kremini piyasaya s�rd�.

Bu iddialar�n t�m�, radyumun �ld�r�c� etkisi ortaya ��k�nca birdenbire durduruldu. 1930'lu y�llarda doktorlar, saat fabrikalar�nda �al��an i��ilerin b�y�k bir b�l�m�nde kanser vakalar�na rastlad�lar.

ABD’deki k���k bir fabrikada, i��iler saat kadranlar�na son �eklini vermek i�in radyum i�eren boyalar kullan�yorlar ve bu i�lemi, f�r�an�n ucunu dilleriyle yalayarak ger�ekle�tiriyorlard�. Bu i��ilerin �o�u kemik kanserine yakaland�. Ayn� d�nemlerde Marie Curie de radyum tehlikesini fazlas�yla ya�amaya ba�lad�. Gece g�nd�z demeden birlikte ya�ad��� element kendisine ihanet etmi�, May�s 1934’te �ok ciddi �ekilde rahats�zlanm��t�. Testler, �iddetli bir anemiyi g�steriyordu. Frans�z Alpleri'ndeki sanatoryuma g�nderildiyse de art�k �ok ge�ti. Uzun y�llar �zerinde �al��t��� radyum nedeniyle kan kanserine yakalanm��t� ve �ok ge�meden 4 Haziran 1934'te hayata g�zlerini yumdu. Y�llar s�ren m�cadelesinin ne denli �etin ge�ti�ini anlamak i�in ellerine bakmak bile yeterliydi. Parmaklar� nas�rlar ve radyasyon yan�klar�yla doluydu. B�y�k m�cadelelerle ge�en bilimsel kariyerinde, binlerce ki�inin hayat�n� kurtaran Curie, yine kendi adland�rd��� maddenin kurban� olmu�tu.

Bu yazı; (  0 ) Üye tarafından beğenildi yenile

Bu yazıya; ( 0 )adet yorum yapıldı


Yorumlar :

    CIVIL CIVIL Muhabbet

üye olsaydınız ne güzel siz de cıvıldayacaktınız :)