Canlandırılmış görüntü
2010-05-28 14:52:00
Şimdiye kadar gördüğümm en güzel gif
Muhteşem bişi :)
Sosyal medyada emekçi Kadın
2010-06-01 14:56:00
Twitter da da hesabımız var artık
Sosyal medya dediğimizde ilk aklımza gelen marka facebook ve ardından twitter geliyor. Bir saat içinde 1 milyarı aşkın twit dolaşıyor ortalıkta. Her ne kadar bu kirlilik demek bile olsa. Bu gürültünün içinde temiz ele avuca gelir, yüreğimizi ve aklımızı ısıtacak bir kaç cıvıltı duymak mümkün olur.
İşte bu yüzden artık biz de twitterdeyiz.
Bizi takip edin..
Uluslararası hukuk öldü
2010-06-03 14:51:00
Son yaşanan olayda sivil itaatsizlik eylemini kırmak isteyen israil uluslararası hukuku hiçe sayarak kan akıttı
İsrailin bütün uluslararası hukuku çiğneyip bu itaatsizlik eylemini kanlı bastırması.
Uluslar arası düzeyde nasıl bir hukukun işlediği sanırım ortaya çıktı. Yarım ağız ülkeler israil'e "hııı" yapıyor. Ama ticari anlamda ilişkilerinde hiç bir değişiklik yok. Ticari anlamda okadar bağlanmışız ki sözümüzün de bir anlamı yok.
Bir söylenti var boykot edelim deniyor ama neyi boykot ediyoruz. İsrailden aldığımız tohumlarla besleniyoruz, israil menşeili firmalar temizliyor bizi, bir çok gıda içecek israil menşeili. Daha düne kadar israil pilotlarının eğitimi ülkemizde gerçekleşmedi mi?
Van minüt gazzedeki anbargo kaç yıldır var ama bugün delikanlı söylemlerele kameralara konuşup ardından imzalan anlaşmalar neyin hesabı. Van minut deliye çomakla gitmenin gereği ne ki! Madem çözüm üretmek istiyoruz neden bu kadar güçlü ticari ilişkiler kurabiliyoruz. Bir şiddet var ortada bu tartışılmaz, bugün mazlumu oynayan gerçekten mazlum mu?
Düşmanlık tohumu ekmeye çalışanlar o tohumu israilden almadı mı? Evet israil çıldırmış ama bizim hükümetimiz bizim dış politikamız çok mu akıllıca. Dün Afganistan, Irak'ın işgalini alkışlayan bugün doğal olarak israil'i haklı görecek. Uluslar arası hukuk birkaç ülkenin yorumdan ibaret artık. Kan dökmeyi meşru sayan zihniyet öldürdü hukuku.
Başımız sağolsun uluslararası hukuk öldü.
Burası Erkek Yeri
2010-06-10 04:05:00
Urfa'da üniversite yurdunda kalan genç kadınlara, fiziksel ve sözlü tacize uğradıkları için gerçekleştirdikleri eylemde polis de hakaret ve küfür etti.
"Geçtiğimiz günlerde yine bir kız
arkadaşımızı taciz ettiler, bir arkadaşımızı da kaçırmaya çalıştılar.
Bazen de yurda gelip camlarımızı taşlıyorlar. Arabalarla bizi takip
ediyorlar. Biz de yeter artık deyip geçen pazar günü (30 Mayıs) yurdun
önünde eylem yaptık. Bunun üzerine polisler gelip kimliklerimizi
istediler. Onlara şikayetlerimizi anlattığımızda 'Siz kuyruk
sallamazsanız, gece vakti sürtmezseniz böyle şeyler olmaz. Burası Urfa,
burası erkek yeri bilmiyor musunuz?' dediler. Biz sesimizi yükseltince
tartışma çıktı. Polislerden biri küfredip 'Siz de ona göre giyinin, ona
göre gezin' diye bağırdı."
Bu sözler Tacize uğrayan üniversiteli genç kadınlardan
birinin sözleri.
"Burası Urfa,
burası erkek yeri bilmiyor musunuz?". Erkek yeri ne demek? Yani burdan çıkması gereken sonuç burada erkekler yaşar. Herşey erkekler üzerine kuruludur mu? Erkek yerinde kadın yoktur mu? Herşeyi erkek yapar demek mi? Tarlaya sabana erkekler koşar, erkekler yıkar bulaşığını çamaşırını demek mi? Kadın yoktur demek mi?
Bir ülkede kadına bakın nerde ve öyle değerlendirin o ülkenin gelişmişliğini. Urfa erkek yeri gayri siz düşünün gelişmişliğini.
Kadın sosyal hayata karışamıyor bir yandan diğer yandan varlığı bile tehdit.
Afrika Ana Miriam Makeba
2010-06-14 05:22:56
Enerjisiyle yaşamıyla müthiş bir kara yürek Miriam Makeba
Afrikanın anası kara yüreği
Miriam Makeba, Güney Afrika Johannesburg'da bir kasabada doğdu. Genç
yaşlarda çeşitli yerel törenler ve düğün gibi toplantılarda şarkılar
söyleyerek tanınmaya başladı.

1956 yılında ilk şarkısını yazdı. Apartheid
yönetimine muhalif bir belgesel filmde oynayan ve Mandela'ya destek veren sanatçı, devrimci
düşünceleri nedeniyle 1960 yılında ülkesinde "tehlikeli" ilan edilerek
pasaportunun iptal edilmesi ve vatandaşlıktan çıkarıldı. Miriam Makeba, Güney Afrika'ya ancak 30 yıl sonra dönebildi.
Afrika Ana Makeba, 1966'da An Evening with Harry Belafonte and
Miriam Makeba adlı albümüyle Grammy ödülü alan ilk
siyahi Afrikalı sanatçı oldu. 1968 yılında sivil haklar savunucu
militanı Stokely
Carmichael ile yaptığı evlilik yüzünden ABD'deki konser ve albüm çalışmaları iptal edilince Gine'ye giderek yerleşti ve müzik alanındaki çalışmalarını sürdürdü.30'un üstünde albümü olan Makeba, ırkçılığa karşı sürekli savaşım verdi.
Miriam Makeba, İtalya'da mafya tarafından tehdit edilen gazeteci-yazar
Roberto Saviano'ya destek için düzenlenen bir konserde şarkı
söylemesinin ardından kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi.
Kalbi olan eninde sonunda kriz geçiriyor malumunuz.
Saygıyla anıyoruz.
Biz mi tatile çıkıyoruz dadılar mı ?
2010-06-16 08:46:28
Babamın yalısında biz bu meselelerden bahsetmezdik. Sibel Arna'nın yazını okuyunca titredim ve kendime geldim zaman ne kötü hale gelmiş. Dadılar haddin bilmez olmuş. Farkında bile değilim.
"Tekne tatilinin bana tatil olmamasının bir nedeni de dadımız Hanife Hanım. Tekneye binince, Göcek, Rodos, Simi gezince ona bir şeyler oldu. Resmen aklı uçtu. Yoksa neden Rüzgar’a tarhana çorbası yapalım dediğimde yayla çorbası pişirsin? Bunu yaptığı gün Rüzgar sabah kahvaltıda yumurta yemişti üstelik. E yayla çorbasının içinde de yumurta var. Bir gün içinde iki yumurta veremeyeceğimizi ezbere biliyor.
Yüzme bilmemesine rağmen her gün beş posta denize giremediği için hayıflanmaya başladı. “Sibel Hanım keşke kocamla çocuklarım da burada olsaydı” sayıklamalarının ardı arkası gelmedi. Normal şartlarda Rüzgar’ı mutlu etmek konusunda profesör olan kadın, deniz üstündeyken sınıfta kaldı. Oğlumu alıp, oyuncakları yayıp bir saat kesintisiz vakit geçirmeyi hiç başaramadı. Bunun yerine Rüzgar’ı kucaklayıp, peşimde dolaşmayı tercih etti.
Neden? Nedeni basit. O da insan. Evet denizi görünce giresi geliyor, seni bikinili görünce onun da canı sere serpe uzanmak istiyor. Eminim kamaradaki aynaya her baktığında acaba yüzüm yanmış mı diye kontrol ediyor. Ama tabii ki abartmaması, çalıştığını unutmaması gerek. Hanife Hanım’daki arızaların benzerlerini Kuzey’in dadısında da gözlemledim. Simi’de fotoğraf çekeceğim derken bebek arabasının üstüne kapaklanıyordu mesela.
Bu konuda daha enteresan hikayeleri ise döndüğümde dinledim. Arkadaşım Tülin’in bakıcısının Antalya’daki tatil köyünde bir saat ortadan kaybolmasına, işini gücünü bırakıp gidip göbek dansı kursu almasına kaç puan verirsiniz? Kardeşim dadı mısın, dansöz mü? Bu hareketleri yapabildiğine göre iyi kıvırdığın bir gerçek, niye bir de üstüne kursa yazılıyorsun, anlamadım. Aynı kıvrak insan, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi dalış kursuna da gitmek istemiş. Neymiş su altında nasıl nefes alınıyor çok merak ediyormuş. Büyük konuşmayayım ama ben o kadının kafasını dalış tüpü olmadan suya gömerim!" Sibel Arna
Gömer mi gömer. Haklımı haklı. Biz paşa dedemin konağında böyle şeylerle karşılaşmazdık. Dadılar herzaman yerini bilirdi. Asla biz yerken canları çekmezdi. Acıkmazlar susamazlar, üzülmez ve de sevinmezlerdi. Herzaman memnundular hallerinden çünkü yetinmeyi bilirlerdi. Haddin bilir ve istemezlerdi. Sen ki dadı tatile değil Sibel'in çocuğuna bakmaya gidiyorsun. Senin için fark edermi ha ev ha mavi yolculuk. Gözlerini kapayıp vazifeni yapacaksın. Kimin ne yediğinden ne içtiğinden ve ne yaptığından sana ne.
Ah sibelcim ah, Paşa dedemin konağındaki dadılar haddin bilirdi, nerde ozamanki dadılar. ahhh ah
Pişmanım af diliyorum
2010-06-23 14:18:09
Son pişmanlık fayda etmez derler ama ben yine de pişmanım af diliyorum.
Sigarayı bırakalı neredeyse 3 yıl oldu. Sigarasız yaşama alıştım sanırım. Sağlığıma yeniden kavuşmuş olmak bambaşka bir zevk onu da itiraf etmeliyim.
Esas itirafım pişmanlığım konusunda aslında yılarca sigara içmiş olup bazı nüansları gözden karçırmış olmam.
Sigara içtiğim dönemlerde yolda da sigara içme konusunda çekincem yoktu. Hele karşıdan karşıya geçişte ışık beklerken hemen yakardım bir sigara. Kocaman bir nefes ve taa derinlerde. Keyifliydi. Ama bu sabah metrobüse binmek için üstgeçidi geçerken önümde yürüyen kişinin sigarasının dumanını ciğerlerimde hissedip kötü olduğumda dank etti. Ben de bunu yaptım yıllarca yıllarca sağımdaki solumdakini zehirledim yani.
Benim keyfim bir başkasının ızdırabı olmuş yıllarca. Pişmanım...
İnsan yaşarken enine boyuna düşünmeden yaşıyor. O dönemler aklımın ucuna bile gelmezdi rahatsızlık vereceğim. Ama bugün eminim ki oldukça rahatsızlık vermişim. Ben oldum rahatsız olanlar muhakkak vardır.
Amaan bunuda mı düşüneceğim diyenleriniz vardır. Peki neyi düşüneceğiz? Aslolan böyle incelikler değil mi? Yaşama böyle incelikler yakışır. Duyarlılık tanımadığın insan için hassasiyetle başlıyor bence.
Lütfen biraz daha dikkat :) Hem yolda sigara içmek kadına yakışmıyor.
Behice Boran
2010-06-30 02:45:17
Boran: Selam olsun Türkiye'nin ve dünyanın aydınlık geleceğine
1910
yılında Bursa’da doğdu.Behice Boran, ortaöğrenimini Arnavutköy Amerikan
Kız Koleji’nde, yükseköğrenimini Amerika’da tamamladı. Ülkeye döndüğünde
sosyoloji öğretmenliği yaptı. 1939 yılında Ankara Üniversitesi Dil
Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Sosyoloji Bölümü’ne doçent olarak
atandı. 1948 yılında kürsülerin kaldırılması nedeniyle öğretim
üyeliğinden ayrılmak zorunda kaldı. 1950 yılında kurucusu ve başkanı
oldağu Barışseverler Cemiyeti’nin yayınladığı Kore Savaşı’na karşı bir
bildiriden dolayı 15 ay hapis cezası aldı. Türkiye Komünist Partisi ile
ilgili davadan da 1953 yılında 3 ay tutuklu kaldı. 1962’de Türkiye İşçi
Partisi’ne üye olan Boran, 1965 seçimlerinde Urfa’dan milletvekili
seçilerek parlemantoya girdi. Birkaç dönem Avrupa Parlamentosu’nda
Türkiye’yi temsil etti. Behice Boran, parti içerisinde Genel Başkan
Mehmet Ali Aybar’a karşı tavır aldı. Parti içi hizipleşmelerde aktif rol
alan Behice Boran TİP’in 1970 yılındaki 4. Kurultayı’nda Genel Başkan
seçildi.
12 Mart’dan sonra tutuklanarak 15 yıl hüküm giydi. 1974’de af yasasında
yapılan düzenleme ile serbest bırakıldı. Daha sonra yeniden kurulan
TİP’in başına geçti. Parti içindeki görüş ayrılıkları ve hizipleşmeler
yeni dönemde de varlığını sürdürdü. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra
partinin kapatılması üzerine Behice Boran yurtdışına çıktı. Yurtdışında
çeşitli çabalar içerisinde olduysa da, TİP’i parçalanma ve dağılmaktan
kurtaramadı. Yurtdışında TKP ile TİP’in birleşmesi çalışmalarında da
yeralan Boran, iki partinin yetkili kurullarının birleşme kararını
açıklamalarından iki gün sonra öldü. (1987) Boran’ın cenazesi Türkiye’ye
getirildi ve TBMM’de düzenlenen bir törenle toprağa verildi.
ESERLERİ
Savunma